Tesla Avrupa’daki fabrikası için Almanya’yı seçti

Tesla’nın CEO’su Elon Musk, Avrupa’daki araç üretimi için Almanya’nın başkenti Berlin’i seçti. Gigafactory 4 olarak adlandıracakları Avrupa’daki fabrika için daha önce İngiltere’yi değerlendiren ancak Brexit süreçlerindeki belirsizlikten dolayı bu karardan vazgeçen Musk, Almanya’nın Berlin bölgesini seçtiklerini “Berlin rocks” tweet’iyle duyurdu.

İklim krizine mobilite çözümleri

Mobilite konusundaki gelişmeler, global iklim krizine karşı alınan önemlerle sık sık kesişiyor. Özellikle de petrole bağımlı araçlardan elektrikli arabalara geçiş söz konusu olduğunda.

BOEING VE PORSCHE’NİN “UÇAN ARABA” İŞBİRLİĞİ

Porsche ve Boeing’in yan kuruluşu Aurora Flight Sciences “uçan araba” için güçlerini birleştirdi,  tamamen elektrikli, dikey kalkış ve iniş aracı için bir konsept geliştirmek üzere kolları sıvadı. Yani, yakında elektrikli bir uçan taksi görebiliriz! Şehir içinde kullanılması öngörülen bu araçlar sayesinde, mobilite hava sahasına da yayılacak.

BMW VE DAIMLER’DEN, MOBİLİTE ORTAKLIĞINA 1 MİLYAR DOLAR

Alman otomotiv devleri Daimler ve BMW, araç paylaşım hizmetleri sundukları Car2Go ve DriveNow servislerini birleştirme kararı aldı. İki firmanın ortaklaşması ve altyapının desteklenmesi için yatırmış oldukları 1 Milyar Dolarlık fon ile dünyanın en büyük araç paylaşım sağlayıcısı ve mobilite platformu olacaklar.

GELECEĞE DÜKKAN AÇTIK

Ömer Burhanoğlu / Yönetim Kurulu Üyesi ve CEO, FARPLAS

“Hayallerim bitmez ama kalan iş hayatımda iki şeyi yapmak istiyorum: Otomotiv alanında Farplas’ı küresel 1 milyar dolarlık şirketler ligine çıkarmak. Fark Labs ile Türkiye’nin mobilite laboratuvarı olmak, buradan başarılı start up’lar çıkarmak.”

“Tangoyla akışta, mobiliteyle keşifte”

EGEMEN ALPAY / F+ VENTURES GENEL MÜDÜRÜ

Egemen Alpay, Fark Labs’in yatırım şirketi F+ Ventures’ı yönetiyor, bağlantılı araç platformu Comodif’in yönetiminde de önemli rol oynuyor. Mobilite sektörünün gelişmesine katkıda bulunduğu için kendini şanslı hissediyor: “Para kazanmanın elli türlü yolu var. Biz burada iyi şeyler yaparak para kazanmak isteyen bir ekibiz. Başkaları kötü şeyler yapıyorlar demiyorum tabii ki ama bir fayda sağlayarak, bir değer üreterek para kazanmak çok keyifli. O yüzden kendimi buraya çok ait hissediyorum.”

Bol bol iş konuştuk ama kişiliğini şekillendiren ve iş hayatındaki esnekliğe katkıda bulunan meditasyon ve tangodan bahsetmeyi de ihmal etmedik. Egemen’in katmanlarını keşfetmek, bir röportajcı için keyifli bir yolculuk. Okuyan için de öyle olacağını umuyorum.

AR-GE ve İnovasyon Merkezi’nde çalışıyorum dediğinde, hiç bilmeyen birine bu kavramları nasıl anlatıyorsun?

AR-GE, bir fikrin araştırma geliştirmesini yapıp onu ortaya çıkarmak. Bilime, icada daha yakın. İnovasyon dediğimiz şey ise yenilikçi bir buluşu ürünleştirmek, ticarileştirmek ve buradan maddi kazanç sağlamak. İkisi iç içe elbette. Dolayısıyla bir inovasyon merkezinin iki farklı misyonu var: Biri AR-GE çalışmalarını yönetmek, diğeri bu çalışmaların ticarileşmesi için ihtiyaç duyulan kanalları oluşturmak.

Bu anlamda Fark Labs’te neler yapılıyor? Yine bilmeyenlere anlatmak istersen.

Hiç vakit yoksa bilgisayarcıyım diyorum! Biraz daha bilen birine otomotiv yazılımıyla uğraştığımızı söylüyorum. Şaka bir yana, dijital teknolojilerin otomotive girmesiyle birlikte ileride çok daha iyi anlaşılacak bir devrim oldu. At arabasından, motorlu araçlara geçiş kadar büyük bir devrim. Dahası, yalnızca kendini değil diğer sektörleri de dönüştürüyor. Biz de bu yeni disiplinleri araştıran, öğrenen ve ana şirket Farplas’ı bu bilgiyle besleyen bir merkeziz diyorum.

Bu cevapla da yetinmeyip somut örnek isterlerse… Benim şimdi yaptığım gibi…

Bir kere sektörün adı değişti. Otomotiv yerine “mobilite sektörü” diyoruz. Mobilite ya da Türkçeleşmiş haliyle “hareketlilik” denince, bir insanın A’dan B’ye giderken kullandığı araçlar, o araçlara erişim sistemleri ve o yolculuk sırasında yolcunun ihtiyacı olan her şey akla gelebilir. Bu yolculukta yemek yemek istersiniz, park edersiniz, araç değiştirmeniz, doğru araca doğru zamanda binmeniz gerekir, telefonla konuşursunuz, güvenlik ihtiyacınız olabilir, çevre dostu ulaşım araçlarını kullanmak isteyebilirsiniz, yolculuk sırasında toplantınıza hazırlanmanız gerekir… İşte bunları ve daha birçok ihtiyacı karşılayan sektörler iç içe girdi artık. Bunun da adı mobilite. Biz de bu dünyayı araştırmak, öğrenmek ve kendimizi pozisyonlamak için Fark Labs’teyiz.

Senin Fark Labs’teki rolünü de konuşalım mı biraz?

Hem F+ Ventures’ta hem de Comodif ekibinin içerisindeyim ve kendimi çok şanslı hissediyorum. Hem teknik beceri hem de arkadaşlık anlamında sırtımı yaslayabileceğim arkadaşlarımın olması bana güven veriyor. Zor projeleri birlikte başarıya ulaştırmış bir ekibin dayanışması bir başka. Büyük ve çok uluslu şirketlerde çok farklı projeler gerçekleştirdim. En başarılı projelerim de o şirketlerin içerisinde yine amatör ruhla çalışan profesyonellerle oldu. Buradaki tüm ekipte bu ruhu bulmak, onu yaşatmak, beni en çok motive eden unsur. Benim de rolüm buradaki arkadaşlarla birlikte az zamanda çok iş başarmak. Comodif bağlantılı araç platformumuz, F+ Ventures yatırım şirketimiz. Gelecek gördüğümüz start-up veya teknolojilere; Türkiye, Avrupa ve Amerika’da yatırım yapıyoruz. Yurt dışındaki yatırımlarımız daha az riskli daha ileri aşama girişimler oluyor. Konumuz mobilite. Bu sayede sektörü daha yakından anlıyoruz. Burası aynı zamanda öğrenme alanımız.

Yatırım yaparak öğrenmek ne demek? Sektörü neden raporlardan, dergi ve kitaplardan öğrenemiyoruz?

Start-up’ları ve teknolojileri seçmek önemli ve öğretici bir süreç. Seçme sürecinde 500’den fazla start-up’la konuştuk. 500’den fazla akıllı insan ya da insanlar grubu kendi hayallerini, çözmek istedikleri problemleri ya da bunu nasıl çözmek istediklerini anlattılar. Bir kere sırf onları dinlerken bile bir sürü şey öğreniyoruz. Bu firmaları en az onlar kadar anlamanız lazım ki doğru değerlendirebilesiniz. Böyle bir problem var, bunu şöyle çözeceğim, sonunda da şöyle bir fayda sağlayacağım diyorlar. Bu hikayenin akla ne kadar yakın olup olmadığını öğrenebilmek için, o kişinin bahsettiği problemin, kişinin içinde bulunduğu sektörün, gerçek bir problem ve çözüm olup olmadığına dair genel kültürün ötesinde bilgi sahibi oluyorsunuz. Bizim araştırma ekiplerimiz var. Dokunduğumuz start-up sayısı 2.000, ciddi konuştuğumuz start-up sayısı 500’ü bulmuştur. İçlerinden 100’ünü bir sonraki aşamaya aldık. Bunların her biri için sektörler konusunda kendi araştırmamızı yapıyoruz. Bir de büyük firmalar var, mesela Chargepoint.

“Büyük ve kurumsal şirketler hata yapmamak üzerine dizayn ediliyor. Bu yanlış değil çünkü onların ihtiyacı gerçekten de o. Ama AR-GE aşaması bilinmezliklerle dolu. Hata yapmayacağım derseniz bir şey yapamazsınız. Fark Labs’te de hataya açık bir kültür var. Bilimsel yaratıcılıkta da tıpkı sanatta olduğu gibi özgürlük gerekiyor.”

Chargepoint’ten ne öğrendiniz?

Chargepoint bize çok şey öğreten bir yatırım oldu. 2016’da yatırım yaptık. Şu anda elektrikli arabalar daha çok konuşuluyor ve Türkiye’ye daha yakın. Eskiden, “orada bir yerde bir Tesla var uzakta” hikayelerini dinliyorduk. Fakat elektrikli araç gerçeğinin bir parçası olan enerji iletimi probleminin nasıl çözüleceğini, orada nasıl bir iş yaratılması gerektiği konusunda genel kültüre sahiptik. Chargepoint’le derinlemesine bilgi edindik. Elektrikli araçlar, müşteriye sağladığı faydalar, kurulması örülmesi gereken ağlar ve işin teknolojisi ile ilgili bayağı ciddi bir bilgi birikimi edindik. Chargepoint bir Silikon Vadisi yatırımı olduğu için oradaki süreçlerin nasıl yürüdüğü konusunda da sağlam bir kanaatimiz oldu. Zengin bir ilişki ağının içine girdik.

“DİJİTAL TEKNOLOJİLERİN OTOMOTİVE GİRMESİYLE BİRLİKTE, İLERİDE ÇOK DAHA İYİ ANLAŞILACAK BİR DEVRİM OLDU. AT ARABASINDAN, MOTORLU ARAÇLARA GEÇİŞ KADAR BÜYÜK BİR DEVRİM… DAHASI, YALNIZCA KENDİNİ DEĞİL DİĞER SEKTÖRLERİ DE DÖNÜŞTÜRÜYOR. FARK LABS DE BU YENİ DİSİPLİNLERİ ARAŞTIRAN, ÖĞRENEN VE BU BİRİKİMİ KULLANAN BİR MERKEZ.”

İş hayatında buraya gelene kadar nasıl bir yoldan geçtin?

Ortaokuldaki yaz işlerini saymazsak üniversiteyi bitirmeden Almanya’da sekiz ay staj yaptım. Yıldız Teknik Endüstri mühendisliğini bitirdim. Verlagsgruppe’de yeni medya teknolojileri konusunda staj yaptım. DVD yayıncılığı, internet yayıncılığı, arama motorları… Hepsi çok yeniydi. Bu teknolojilerle ilgili şirketin stratejik pozisyonlanması nasıl olmalı sorusuna cevap arayan bir ekip kurulmuştu. Ekibin stajyeri de bendim. Yine nereden mezunsun diyenlere, üniversiteden önce AIESEC’ten mezun olduğumu söylüyorum. Öğrenci değişim programı AIESEC’in genel merkezinde ve İstanbul şubesinde çalıştım. Stratejik planlama, yönetim, proje, koçluk nedir…. Hepsini orada öğrendim. Türkiye’deki firmaların daha duymadığı ileri yönetim sistemlerinin eğitimlerini AIESEC’ten aldık. Üniversite son sınıfa gelmeden, liderlik geliştirme programlarında olan eğitimlerin neredeyse tamamını almıştım. Yılda dört kere ulusal uluslararası toplantılar organize ettik. Bir topluluğu nasıl organize edersin, motive edersin onu deneyimledik. Anneme partiye gidiyorum deyip çalışmaya giderdim. Çok çalıştığım için kızıyordu. Orada sorumluluk almayı ve inisiyatif kullanmayı öğrendim. Bunları da iş hayatına yansıtmayı becerdim. İş hayatında da genelde proje bazlı danışmanlık yaptım.

İnsanlar, daha çok da gençler burayı daha iyi anlasın diye özellikle soruyorum: Bir kurumda çalışmakla / yönetici olmakla Fark Labs’te çalışmanın ne farkı var?

Tabii ki bir kurumu yönetmekle bir inovasyon merkezini yönetmek arasında çok fark var. Bir kere büyük ve kurumsal şirketler hata yapmamak üzerine dizayn ediliyor. Bu yanlış değil çünkü onların ihtiyacı gerçekten de o. Ama AR-GE aşaması bilinmezliklerle dolu. Hata yapmayacağım derseniz bir şey yapamazsınız. Fark Labs’te de hataya açık bir kültür var. O süreçleri yönetmek esneklik gerektiriyor. Bilimsel yaratıcılıkta da tıpkı sanatta olduğu gibi özgürlük gerekiyor.

Çok iş konuştuk ama önemli şeyler konuştuk. Hazır esneklik demişken buradan ofis dışına çıkalım mı?

Çok iyi olur.

Esneklik deyince tango ve meditasyon yaptığın geldi aklıma. Tangoya ne zaman nasıl başladın?

Ablama partner gerekiyordu. Beni sürükleyerek salon dansları kursuna götürdü. 12 yaşındaydım. Sonra ablam bıraktı, ben üniversite dönemine kadar sekiz yıl dans ettim.

“BÜYÜK VE KURUMSAL ŞİRKETLER HATA YAPMAMAK ÜZERİNE DİZAYN EDİLİYOR. BU YANLIŞ DEĞİL ÇÜNKÜ ONLARIN İHTİYACI GERÇEKTEN DE O. AMA AR-GE AŞAMASI BİLİNMEZLİKLERLE DOLU. HATA YAPMAYACAĞIM DERSENİZ BİR ŞEY YAPAMAZSINIZ. FARK LABS’TE DE HATAYA AÇIK BİR KÜLTÜR VAR. BİLİMSEL YARATICILIKTA DA TIPKI SANATTA OLDUĞU GİBİ ÖZGÜRLÜK GEREKİYOR.”

Nesini sevdin tangonun? Gençlerin özeneceği bir tür değil gibi geliyor bana.

Aslında bütün salon derslerini yapıyordum. Flamenko, step, tap dans. Fakat Türkiye’de dans gelişmemişti, bir Tolga Han vardı, bir de bizim hocamız Ümit İris. Yıllar sonra, 2008 yılında tekrar başladım, neredeyse sıfırdan. Bu sefer daha önce öğrenmediğim Arjantin tangosuna merak sardım. Hala yapıyorum. Eşimle tanıştıktan sonra o da başladı. Benim kadar sevmiyor ama onunla da dans ediyoruz. İş seyahatlerinde vaktim olursa bir Milonga gecesi var mı diye mutlaka bakarım. Dünyanın her yerinden yüze yakın tango arkadaşım var. En son Paris’te Eyfel kulesinin altında dans ettim, muhteşemdi.

Küçük yaşlarda başladığını düşünürsek, dans seni nasıl şekillendirdi?

Tangoda iki kişi müziğe göre şekillenir. İş hayatında da öyle. Çalışırken tartışmalar, kavgalar olur, bu normal. Ama kavgayı iş için vermek lazım. Becermek için stres yapmak lazım. Bir şeylerden korktuğun için kavga etmeye başlarsan o kavga hiç yapıcı bir kavga olmuyor. Tango böyle pratik kazandırdı. Öğrenirken zorlanıyorsun, kendine, partnerine kızıyorsun ama amaç daha güzel dans etmek olunca o kavgalar bile güzelleşiyor. Ama iş hayatında gereksiz kavgaları hiç sevmiyorum. Bir de dans olaylara karşı esnek ve sürekli akışta olmayı gerektiriyor. Onu da besliyor tango.

Akışta olmanın meditasyonla da ilgisi var.

Meditasyon esas olarak insanın kendisiyle baş başa kalması, kendisini dinlemesi. Akışta olmayı öğretmek meditasyonun sana verdiklerinden biri. Beyninde vıdı vıdı konuşan sesi kısmana, hatta kapatmana yarıyor.

Ne zaman başladın meditasyona?

2005 yılıydı. Ben de 30’lu yaşlarımın başındaydım. Hayatımda bir sürü şeyi değiştirmek istediğim bir dönemdi. O dönemde Erich Fromm’un Sevme Sanatı kitabını okudum. Bir söz çok dikkatimi çekti. “Modern insan input almaya o kadar alışmış ki hiçbir şey yapmadan 10 dakika bile duramaz” diyordu yazar. Bu bana çok kışkırtıcı geldi. Kitabı bıraktım ve boş boş durmaya başladım. Gerçekten de zaman geçmek bilmedi. İnsanın kendi kendisiyle baş başa kalmasının ne kadar zor olduğunu fark ettim. Ama her gün 10 dakika boş oturmaya başladım.

Böyle böyle meditasyonu keşfettin.

Meditasyonu keşfetmek ya da öğrenmek diye bir şey yok aslında. Ama bu yaptığım meditasyona benziyor diye kendi kendime aydım. Sonraki iki yıl içerisinde çok farklı meditasyon çeşitlerini öğrendim. Bence bunun en temelinde şu var: Gerçek senle bilincinde yaşayan sen, farklı enerjiler. İkisini buluşturmak için de tek yöntem meditasyon. Meditasyon sana bir kapı açıyor. Oradan ne kadar derine gideceğin sana kalmış. Tabii bu benim fikirlerim, benim sezgilerim. Meditasyon da tango gibi, herkes nasıl istiyorsa öyle yaşıyor.

Röportaj: Zeynep Güven Ünlü

Uzman yazarlarla trendler ve girişimcilik

ARYA TALKS – 5 KASIM 2019

Arya Kadın Yatırım Platformu’nun düzenlediği Uzman Yazarlarla Trendler ve Girişimcilik serisinin ilki, 5 Kasım’da Fark Labs’te gerçekleşti. Etkinlikte konuşan İdil Türkmenoğlu, Çağrı Selçuklu ve Bora Özkent; inovasyon kavramına bireysel düzeyde, ürün bazında ve kurumsal ölçekte açılım getirdi.